Okavango Delta’da Gerçek Afrika Deneyimi

Dünyanın bir yerinde her gün bazı insanlar hiç bilmediğin bir hayatı yaşamaya devam ediyor deseler, elbette inanırdım ama içinde, onlarla yaşamaksa bir başkaymış. Bir günü Okavango Delta’nın kenarındaki gerçek yaşamda geçireceğiz.

Sabah erken saatlerde kaldığımız kamp alanından açık safari araçları ile alındık, yaklaşık üç saat yolumuz var. İki bölüm gibi düşünebilirsin bu yolu. İlk bölüm ‘sözde’ asfalt (yoldaki çukurlardan sürekli diğer şeride geçilmesi gerekiyor), ikinci bölüm de kum, toprak (zıp zıp gittiğimizden African Massage deniyor bu yola da. Hala hastanelik olmadığımıza göre organlarımızın yer değiştirmediğini düşünüyorum). Neyse… Bu açık safari araçları motorsiklet deneyimi gibi aslında. Her yerden hava geldiğinden özellikle sabahın erken saatlerinde çok soğuk oluyor; ciğerini, yüzünü korumazsan felç etkisi… Ama güzel tarafıysa yolda gördüğün her şeyi cam arkasından değil de bire bir yakalama fırsatın oluyor. Ve benim motor kullanırken de en sevdiğim, kokular! Açık hava aracındaysan yoldaki her kokuyu da duyma fırsatı yakalamaya bayılıyorum ben.

Bu iki aşamayı geçtikten sonra ormanlık alana girdik. Adaçayı kokusu geliyor her yerden. Yeni tanıştığımız da bir çok hayvan oldu burada. Oryx, kudu gibi toynaklılar, çeşit çeşit kuş türleri, filleri falan saymıyorum zaten. Leopar dışında dört büyüklerin hepsi varmış burada!

Bu gece delta kenarında bir kamp alanında kalacağız. Kamp çalışanları şarkılarla karşıladı bizi.

Bir Günü Doğanın Misafiri Olarak Geçirmek

İlk anda büyüledi beni. Dar nehrin karşı kıyısı görülebilecek ölçüde yakın. Ve bu gece yataklı çadırlarda kalacağımız için mutluyum, sırtım dinlenecek biraz. Bir yerli kalacağımız çadırı göstermek için bize eşlik ediyor. Çadır büyük ama yatak dışında da bir şey yok içinde.

Çadırın arka tarafında da bir fermuar var. Onu açıp dışarı çıktığımızda gördüğümüz kompost tuvaleti nasıl kullanacağımızı öğretti bize. Büyük buraya dedi, dışarıya açılan ikinci fermuarı açıp ormanı göstererek küçük de buraya :). Bizim çadır kampın en sonlarındaydı ve gitmeden ekledi, “biz yokken daha ileriye yürüyüp ormana tek başınıza girmeyin. İlla yürümek istiyorsanız bizden birini çağırın. Hangi hayvanın yakında olduğunu bilemeyiz!”

Okavango Delta'da Konaklama

Öğle yemeği için bize su kenarında bir masa kurmuşlar. Üç çeşit yemek hazırlamışlardı bizim için. Önce kadınlar dediler, sonra erkekler. Eller bidona taktıkları musluktan yıkandı (sabun yok bu kültürde anlamadım, sudan geçiriyorlar), sonra önümüze ne geldiyse yedik tabii…

Yemekten sonra dinlenmek için çadırımıza gittik. İşte günün en güzel anlarından biri! Sessizlilik o kadar iyi geldi ki. Elektrik yok, su yok, wifi zaten yok. Her çıtırtı, her cıvıltı duyuluyor. Uyaranlar olmadığında beş duyu nasıl açılıyor farkında mısın? Zaten her şeyi ilk kez gördüğümden gözlerim, yol boyunca kokular, şimdi de başta sessizlik olmak üzere duyduğum, duyamadığım her ses(sizlik)e açık oluşum… Sandalyelerimizi çekip doğayı dinledik. Bilmiyorum size nasıl oluyor böyle zamanlarda ama ben yanımdaki ile bile sohbet etmek istemiyorum genelde. Hatta istememek de değil de, bu hal kendiliğinden gelişiyor. Bu konuyu hiç konuşmadık ama sanırım Cenk de öyle. Bazen hiç konuşmadan (ki beni tanıyanlar bilir, zor bir şey sessiz kalmak benim için) öylece oturuyoruz bazı zamanlar… Bazen yan yana, bazen o bir yere ben bir yere çekiliyoruz. Yine öyle bir an’dı işte. İşte o an’ın içinde kocaman kanatlarını açıp dakikalarca deltanın üzerinde gezinen o devasa kuş hala gözümün önünde.

Okavango Delta’da Mokoro İle Yolculuk

Okavango Delta'da mokoro ile safariBu deltada ulaşım için ‘mokoro’ dedikleri kanoya benzer dar, uzun bir araç kullanıyorlar. Nehrin suyu aslında çok derin değilmiş. Mokoro üzerinde ayakta durup tek, uzun bir sopayı suya soktuktan sonra, nehrin zemininden aldığı güçle ileri hareket ettiriyor. Akşamüstü biz de mokorolarla bu deneyimi yaşama fırsatı yakaladık. Sazlıkların arasından geçerken çeşit çeşit böcekler düşüyor içeriye. Başını kaldırıyorsun bir ağacın dalında yuva yapmış koca bir baykuş. Farklı bitkiler, kuşlar eşlik ediyor bize. Suya çok yakın gidiyorsun bu arada. Nilüfere benzeyen ve ‘Lily’ dedikleri çiçekler deltaya masalsı bir görünüm kazandırıyor. Yaklaşık bir saatlik yolculuk sonrası Hippo Havuzu’na vardık. Hipopotamların sudaki yaşamlarını izledik bir süre. Açıkçası ilk kez görenler için etkileyici olabilir ama Serengeti’de onlarcasının her anına tanık olduktan sonra günün bu kısmın benim için biraz yavan kaldığını söyleyebilirim. Sonra kıyıya çekip karadan mini bir yürüyerek safari yaptık, ‘Bushy Walk’ diyorlar buna. Hayvanların ayak izlerinden ya da dışkılarından yakın zamanda hangi hayvanların buradan geçtiğini; yolumuza çıkan bitkilerin günlük hayatlarında ne amaçla kullandıklarından bahsetti bize eşlik eden yerli. Bu yürüyüşü yaparken çalının arasından bir aslanın ya da bufalonun çıkmayacağının bir garantisi olmadığını söylememe gerek olmadığını düşünüyorum, çünkü var 🙂 Çünkü biz onların doğasındayız ve şu an güçlü olan onlar…

Okavango Delta'da Mokoro Deneyimi

Gece Çökünce Delta Bambaşka Bir Yere Dönüşüyor

Ve yeniden mokorolara atlayıp kamp alanının yolunu tuttuk. Bu sefer gün batımını mokorodan karşılarken lilyler yavaş yavaş kapanmaya, göğün kırmızısı suya yansımaya başladı. Deltaysa başka bir güzelliğe büründü.

Okavango Delta Botswana

Yine çadırımızın önünde biraz dinlendikten sonra akşam yemeği için yine masamız kurulmuştu. Gün kararırken bu sefer kurulan masanın üzeri kırmızı ışıklarla aydınlanıyordu. Bunun nedeni sadece atmosfer yaratmak değil; böcekleri daha az çekmek ve gece hayatını rahatsız etmemek olduğunuysa sonradan öğrendim.

Gecenin zifiri karanlığı çöktüğünde hava serinledi. Büyük bir kamp ateşi yaktılar suyun kenarına. Karşı kıyıda bir filin ağaçları kemirişinin sesini buradan duyabiliyorduk. Yerlilere sorduğumuzda fil sürülerinin akşam karşı kıyıdan bizim kamp alanına geçtiğini söylediler. Ve minik kurbağalar. o ufacık boylarıyla nasıl ses çıkarıyorlar yanımızda. Avuç kadar su bulmuşlar karada, kaç tanesi içinde. Bu arada nehrin kenarına ne zaman ikimiz gitsek bir yerli yanımıza geliyordu. Sohbet etmeyi bahane ediyorlardı ama çaktırmadan bizim güvenliğimizi sağlamaya çalıştıklarını farkındaydık.

Okavango Delta'da Kamp AteşiAteş başında toplandık sonra. Şarkılar, danslar… Bizi de kattılar eğlencelerine. 21.00’e doğru çadırına gitmek isteyenler bize söylesinler dediler, onlar götürecekmiş. Biz yine anlamsız gözlerle bakarken ‘iki adım yolu neden siz götürüyorsunuz’ gibi, biri yanımıza gelmişti bile. Her yerden bir hayvan gelebilir-miş! Aslan, sırtlan her ne gelecekse artık, bizi götüren kişinin elinde sanma ki koruma amaçlı bir şey var. Elinde olan tek şey fener! Herhalde karşımıza bir şey çıksa ‘koş’ ya da ‘dur’ diyecek. O feneri bir sağa bir sola çevirerek etrafı kolaçan ede ede çadıra vardığımızda daha doğanın o saf haline doyamamamıştık ki. Biraz daha çadırın önünde oturup oturamayacağımızı sorduğumuzda, küçük bir kal geldi yerliye; sonra da “oturun ama hemen çadıra girebileceğiniz bir mesafede olun, fener yakmayın ve çalılıklardan ilk ses geldiğinde hemen çadırınıza girin” dedi. Ve o sesin gelmesi gecikmedi…

Akşam dışarısı Jurassic Park gibiydi. Gece yarısı bir uyandım Cenk elinde fener yatağın altına falan bakıyor. Ne yapıyorsun dediğimde, “birşey var fermuarı kemiriyor açıp girmiş olabilir” dedi. Sonra o ses lambur lumbur çadırın tepesinde gezinmeye başladı. Bir ara filler arkamızdaki ağaca geldiler. Sırtlan sesleri ara ara uyandırırken, sabah Cenk ‘aslan ve hipopotamların sesini duydun mu?’ diyordu. Bu arada sabah yerlilerle konuştuğumuzda o gelen hayvanın ‘honey badger’ dedikleri bir çeşit porsuk olduğunu öğrendik. Normalde zararsızmış ama köşeye sıkıştırılırsa ciddi zarar verebileceklerini ve ölümcül hastalık taşıyabildiklerinden uzak durulması gerektiğini öğrendik.

Gün daha ağarmamıştı, yerliler çıkardıkları garip seslerle uyandırdılar bizi. Buranın uyandırma servisi de böyleli. Çadırın önünde çadır bezinden bir içki çanağı gibi bir şey vardı. Meğer ona ılık su koyuyorlarmış ki dışarıya çıktığımızda bu suyla yüzümüzü yıkayalım. Ne güzel bir jest!

Okavango Delta'da Gün Doğumu

Kahvaltı sonrası, gitmeden önce yine bir çember olduk hep birlikte. Onlar bize, biz onlara teşekkürlerimizi sunduk.

Açık safari araçlarıyla aynı rotadan dönüşümüzü yaparken bence artık aynı kişi değildik…

Afrika yolculuğumun diğer duraklarını da merak ediyorsan aşağıdaki yazılar da ilgini çekebilir. Afrika yolculuğumun genel rotasını anlattığım Afrika Seyahati: Botswana, Namibya, Zimbabwe ve Güney Afrika Rotası Rehberi, bu uzun yolculuğun hikâyesini paylaştığım Afrika’da Bir Yol Hikâyesi ve ilk Afrika safari deneyimimi yazdığım Özü Buluş Tatili: Tanzanya yazılarıma da göz atabilirsin.

 

 

Benzer yazılar